Ana sayfa Genel Araştırma Half-Life 3 Çıkıyor mu?

Half-Life 3 Çıkıyor mu?

898
1
PAYLAŞ

Half-LifeValve isimli oyun şirketi tarafından geliştirilen ve oyuncu karakterinin kendi gözünden oynanma özelliği ile ön plana çıkmış, bilim kurgu türünde bir video oyunu serisidir. Oyunu karakterin kendi gözünden oynayabilme özelliği, nişancı video oyunlarının çoğunluğunda mevcut bir özelliktir ve birinci şahıs nişancı türünde oyun olarak adlandırılır. Half-Life serisinin ilk oyunu, Gordon Freeman‘ın deney hatası sonucu büyük bir patlamayla Xen gezegeni ile dünya arasında geçit açmasıyla başlamaktadır. Bu yüzden oyunun simgesi olarak, Yunanca’daki lambda (λ) harfi kullanılmıştır.  Lambda, kimyada radyoaktif bozunumu temsil eder. Aynı zamanda ilk Half-Life oyunundaki “Lambda Core” adlı bölüm de ismini buradan almıştır.

half life zaman timeline
half life zaman çizelgesi

Valve şirketi, Half-Life 3 diye de adlandırılan Half-Life 2’nin üçüncü bölümü için 2008 senesinin ortalarında duyuruda bulunmuş olmasına rağmen, duyurudan sonra söz konusu oyun sürümünü yayınlanmamıştır. Mevcut sürümlerdeki hikayeleriyle etkileyicilik konusunda hayran bırakan oyun, özellikle Half-Life 2: Episode Two sürümünde fazlasıyla merak uyandıran bir yerde sonlanmış ve kitlesini birçok soruyla baş başa bırakarak, bölüme noktayı koymuştur. Bu yüzden 3.bölüm için beklentiler çok yükselmiştir.

Bazı Half-Life tutkunları duyurunun yayınlanmasından öncesinden itibaren oyunun yeni sürümünün yayınlanacağı tarihleri konuşmaya başlamışlardır. Şirket tarafından duyuru yapıldıktan sonra ise, 3.bölümün çıkış tarihi giderek merak konusu olmuş ve bunun hakkında birçok yalan haber yapılmıştır. Neredeyse on senedir bekleyen Half-Life kitlesi ise, artık oyunun çıkmayacağını düşünmeye başlamıştır.

25 Ağustos 2017 tarihinde ise, Half-Life oyunun eski yazarlarından olan Marc Laidlaw, 3.bölüm ile ilgili hikaye detaylarının bir kısmını metin halinde şahsi sitesinden yayınlamış ve Twitter hesabından da paylaşmıştır. 2016 yılında Valve şirketinde ayrılan Laidlaw, telif hakları sebebiyle bölümü yayınlarken bölümdeki isimleri ve mekanları değiştirmiş, bölümü de Episode 3 yerine Epistle 3 şeklinde yayınlamıştır. Half-Life kitlesinin merakını gidermek adına bazı mod yapımcıları tarafından, yayınlanan bölüm Half-Life 2 moduna uyarlanmıştır.

Tiger Team isimli grup tarafından geliştirilen modun oynanış videosunu youtube üzerinden izlemek mümkün.

3.Bölümün Hikayesi

Donanım Haber tarafından konuya dair yayınlanan haberde Marc Laidlaw tarafından yayınlanan bölümün çevirisi yapılmıştır. Eser Güven ve M. İhsan Tatari tarafından çevirisi yapılan 3.bölüm şöyle;

Sevgili Oyuncu,
Umarım bu mektup eline ulaşır. “Gordon Freeman, nicedir senden haber alamamıştık!” diye şikâyet ettiğini şimdiden duyar gibiyim. Eh, eğer mazeretlerimi dinlemeyi kabul edersen elimde bir sürü var, en büyüğü de başka boyutlarda falan olmam ve sana normal yollarla ulaşamamam. On sekiz ay öncesine kadar durum bundan ibaretti, ta ki durumumda kritik bir değişiklik meydana gelene ve kendimi tekrar bu kıyılarda bulana kadar. O zamandan beri sıklıkla aradan geçen yılları, sessiz kaldığım o seneleri en iyi nasıl anlatabilirim diye düşünme imkânı buldum. Öncelikle beklettiğim için özür dilemekle başlamak istiyorum ve bunu aradan çıkardığımız göre hızlıca (yani kısaca, çabucak ve çok fazla detaya girmeden) önceki mektubumda (bundan böyle Episode 2 olarak anılacak) anlattığım olaylardan sonra başıma gelenleri anlatmaya başlayabilirim.
 
Öncelikle, bir önceki mektubumun son paragraflarından da hatırlayabileceğin üzere, Eli Vance’ın ölümü hepimizi sarsmıştı. Direnişçiler bu durumdan derinden etkilendi; planımızın ne kadarının ifşa olduğundan emin olamıyor, hatta planladığımız şekilde devam etmenin mantıklı olup olmadığına bile karar veremiyorduk. Ama yine de, Eli’yı toprağa verdikten sonra yeniden bir araya gelecek gücü ve cesareti bulduk. Eli’ın gözü pek, cesur kızı Alyx Vance’ın babasının arzusuna uygun olarak devam etmemiz gerektiğine dair inancıydı bizi ateşleyen. Eli’ın uzun süredir yardımcılığını yapan Dr. Judith Mossman’ın gönderdiği kuzey kutbu koordinatları elimizdeydi ve bunun kayıp araştırma gemisi Borealis’in yerini gösterdiğine inanıyorduk. Eli, Combine’ın eline geçmesine izin vermektense Borealis’in yok edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ekibin kalanıysa aynı fikirde değildi, Borealis’in direnişi başarıya ulaştıracak sırrı barındırdığına inanıyorlardı. Öyle ya da böyle, gemiyi bulana kadar tartışmanın bir anlamı yoktu. O yüzden Dr. Vance’a karşı son görevimizi yerine getirdikten sonra Alyx ve ben bir helikoptere atladık ve kuzey kutbuna doğru yola çıktık; çoğunlukla askerlerden oluşan daha büyük bir destek ekibi de ayrı bir araçla bizi takip edecekti.
  
Hâlâ daha küçük helikopterimizin çakılmasına neden olan şeyin ne olduğundan emin değilim. Tipi altında o donmuş topraklardan geçerken harcadığımız saatleri de yalan yanlış, hayal meyal hatırlıyorum. Net bir şekilde hatırladığım ilk şey Dr. Mossman’ın vermiş olduğu koordinatlara, Borealis’i bulmamız gereken yere yaklaştığımızdı. Ama onun yerine üzerinde kötücül Combine teknolojisinin tüm izlerini taşıyan, son derece korunaklı bir tesisle karşılaştık. Etrafı geniş bir buzul araziyle çevriliydi. Borealis’in kendisindense bir iz yoktu… daha doğrusu ilk başlarda. Combine tesisine gizlice girdiğimizde kendini tekrar eden, kuzey ışıklarına benzeyen bir efekt fark ettik – sanki devasa bir hologram bir görünüp bir kayboluyordu. Başlarda bu tuhaf olayın Combine’ın kullandığı bir tür lens sisteminin sonucu olduğunu düşünsek de Alyx ve ben kısa süre içinde fark ettik ki gördüğümüz şey aslında araştırma gemisi Borealis’in ta kendisiydi; Combine cihazlarının tam ortasında ortaya çıkıyor, sonra tekrar kayboluyordu. Uzaylılar tesislerini gemiyi araştırmak ve cisimleştiği anda ele geçirmek için buraya kurmuşlardı. Dr. Mossman’ın bize yolladığı koordinatlar geminin yerini değil, tahmini varış noktasını gösteriyordu. Araç salınımlar eşliğinde bizim gerçekliğimize bir girip bir çıkıyor, nabız misali atan görüntüsü giderek bir düzene giriyordu fakat uzun süreliğine görünür olacağının, hatta ortaya çıkıp çıkmayacağının bile garantisi yoktu. Gemi fiziksel forma büründüğü anda içine girebileceğimiz bir konumda beklememiz gerektiğine karar verdik.
Bu noktada kısa süreliğine gözaltına alındık – ilk başta Combine tarafından yakalandığımızdan korkmuştuk ama eski düşmanımız, işbirlikçi ve ikiyüzlü Wallace Breen’in adamları tarafından ele geçirildiğimiz ortaya çıktı. Dr. Breen onu son gördüğümüzden beri oldukça değişmişti – yani, ölü değildi. Combine bir noktada adamın bilincinin eski bir versiyonunu kurtarmış ve fiziksel bedeni öldüğünde yedek kişiliğini devasa bir larvayı andıran bu biyolojik kopyaya yüklemişlerdi. BreenLarvası, Combine hiyerarşisinde göreceli olarak önemli bir güç mevkiinde bulunuyor olsa da gergin görünüyor ve özellikle de benden korkuyor gibiydi. Wallace önceki bedeninin, orijinal Dr. Breen’in nasıl öldüğünü bilmiyordu. Tek bildiği bundan benim sorumlu olduğumdu. Bu yüzden larva bize karşı ihtiyatlı davranıyordu. Yine de kısa bir süre sonra (zaten asla sessizliğini uzun süre koruyamazdı) kendisinin de Combine’ın bir esiri olduğunu itiraf etti. Bu grotesk hâlinden kesinlikle memnun değildi ve hayatını sona erdirmemiz için bize yalvardı. Alyx, Wallace Breen’in çabuk bir ölümü hak etmediğini düşünse de şahsen ben biraz acıma, biraz da merhamet hissediyordum. Yolumuza devam etmeden önce Alyx’e fark ettirmeden larvanın ölümünü hızlandırmak için bir şeyler yapmış olabilirim.
 
Dr. Breen tarafından alıkoyulduğumuz yerin pek de uzağında olmayan bir noktada Judith Mossman’ı bir Combine sorgu hücresinde bulduk. Tahmin edebileceğiniz gibi Judith ile Alyx’in arası oldukça gergindi. Alyx babasının ölümü için onu suçladı… Judith ise ilk kez duyduğu bu haber karşısında yıkıldı. Judith en baştan beri direnişe hizmet eden bir ikili ajan olduğuna, yalnızca Eli’ın kendisinden istediklerini yapmaya çalıştığına ve grubun diğer üyeleri, yani bizim tarafımızdan bir hain olarak görülme riski taşıdığını bilmesine rağmen buna devam ettiğine Alyx’i inandırmaya çalıştı. Ben tamamen ikna olmuştum; fakat Alyx için aynı şeyi söyleyemem. Ama duruma mantıklı açıdan bakacak olursak Dr. Mossman’a ihtiyacımız vardı; Borealis’in koordinatlarına ek olarak gemiyi tamamen kendi gerçeklik düzlemimize getirmek için gerekli olan rezonans anahtarlarına da sahipti.
 
Bir araştırma istasyonunu koruyan Combine askerleriyle çatışmaya girdik, ardından Dr. Mossman Borealis’e (kısa bir anlığına) bütünlük sağlayacak frekansları girdi. Elde ettiğimiz o kısıtlı zaman diliminde, sayısız Combine askeri ensemizdeyken apar topar gemiye bindik. Borealis çok kısa bir anlığına maddeleşmiş, sonra salınımlarına geri dönmüştü. Evrenler arasında sıçramaya başladığımız sırada bölgeye intikal eden ve Combine güçleriyle çatışmaya giren destek kuvvetlerimizin bize katılması için artık çok geçti.

Sonrasında yaşananları açıklamak daha da zor. Alyx Vance ve Dr. Mossman’la birlikte gemiyi kontrol eden şeyi aradık: güç kaynağını, kontrol odasını, seyir merkezini. Geminin karmaşık bir geçmişi olduğu ortaya çıktı. Yıllar önce, Combine işgali sırasında, eski bir bilim ekibinin üyeleri Michigan Gölü’nün altında yer alan Aperture Science Araştırma Üssü’nde kuru havuza alınmış bir geminin üstünde çalışıyorlarmış ve ona “Bootstrap Device” adını verdikleri bir cihaz monte etmişler. Planlandığı gibi çalıştığı takdirde tüm gemiyi kaplayacak büyüklükte bir alan oluşturması gerekiyormuş. Bu alan ise arzu edilen herhangi bir yere anında, aradaki mesafeyi katetmesine gerek kalmadan geçiş yapabilecekmiş. Bir giriş ya da çıkış portalına, herhangi bir cihaza gerek duyulmuyormuş; tamamen bağımsızmış. Maalesef cihazı test etme fırsatını hiçbir zaman bulamamışlar. Combine, Yedi Saat Savaşı sırasında Dünya’yı işgal ederken uzaylılar en önemli araştırma tesislerimizin çoğunu ele geçirmiş. Geminin düşmanlarımızın eline geçmesini istemeyen Borealis mürettebatı ümitsizce bir girişimde bulunarak alanı çalıştırmış ve onu hedef alabildikleri en uzak noktaya, Kuzey Kutbu’na göndermişler.
  
Fark etmedikleri husus, Bootstrap Device’ın zaman ve mekânda da yolculuk edebildiğiydi. Ayrıca herhangi bir zamana ya da konuma da bağlı değildi. Hem Borealis hem de aktifleştirildiği an Yedi Saat Savaşı zamanından kalma, unutulmaya yüz tutmuş Michigan Gölü ile günümüzün Kuzey Kutbu arasında, zaman ve mekânda gerilmişti; tıpkı lastik bir bant gibi uzamış, titreşiyordu. Ama bazı yerlerde sabit duran noktalarını bulabiliyordunuz, tıpkı titreşen bir gitar telinin üstündeki armonik noktalar gibi. Gemiye bindiğimiz yer bu armonik noktalardan biriydi ama tel zaman ve mekânda hem ileriye hem de geriye doğru uzanıyordu ve çok geçmeden her yöne çekilir olduk.
 
Zaman kafa karıştırıcı bir hâl aldı. Güverteden baktığımızda Aperture Science’ın kuru havuzlarını tam teleport anında, Combine güçleri karadan, denizden ve havadan yaklaştığı sırada görebiliyorduk. Aynı zamanda Kuzey Kutbu’nun ıssız topraklarını, değişken durumdaki Borealis’e ulaşmak için savaşan arkadaşlarımızı da görüyorduk. Ek olarak başka dünyalara, belki de geleceğe ya da geçmişe ait kısacık görüntüler geçip gidiyordu önümüzden. Alyx dakikalar geçtikçe Combine’ın diğer dünyaları işgal etmek için kullandığı merkezi toplanma bölgelerinden birini gördüğümüzden daha çok emin oldu – tıpkı bizim dünyamıza yaptıkları gibi. Bu sırada geminin içinde savaşıyor, Combine güçleri tarafından takip ediliyorduk. İçinde bulunduğumuz durumu anlamakta ve ne yapacağımıza karar vermekte güçlük çekiyorduk. Borealis’in rotasını değiştirebilir miydik? Gemiyi Kuzey Kutbu’nda karaya oturtarak akanlarımıza onun üstünde çalışma fırsatı sunmalı mıydık? Yoksa kendimiz de dâhil, içindeki herkesle birlikte havaya mı uçurmalıydık? Lâkin bir sabun köpüğü gibi içinden geçip gittiğimiz aldatıcı ve paradoksal zaman döngüleri yüzünden bir gerçekliğe tutunmak imkânsızdı. Binlerce farklı versiyonumuzla karşılaştıkça kendimi delirmiş gibi hissettim, diğerleri de öyle. Sanki kısmen bir hayalet gemide kısmense kâbusumsu bir panayırdaydık.
 
En nihayetinde her şey yapacağımız bir seçime dayanıyordu. Judith Mossman bizimle mantıklı bir şekilde tartışarak Borealis’i kurtarmamızı, onu direnişe teslim etmemizi ve zeki akranlarımızın gemiyi inceleyip gücünden faydalanabileceklerini söyledi. Ama Alyx bana babasının gemiyi yok etme arzusunu yerine getireceğine dair yemin ettiğini hatırlattı. Sonra da Borealis’i kendini yok edecek şekilde programladığımız ve onu Combine’ın işgal merkezinin tam ortasına sürdüğümüz bir plan yapıverdi. Judith ile Alyx tartışmaya başladı. Sonunda Judith onu kaba kuvvetle yere serdi ve gemiyi buzlara yanaştırmak için Bootstrap Device’ı kapatmaya koyuldu. Derken bir silah sesi duydum ve Judith yere yığıldı. Alyx hepimizin adına karar vermişti… ya da silahı verdi diyelim. Dr. Mossman ölünce Alyx ile birlikte intihar dalışının hazırlıklarına başladık. Bedbaht bir şekilde Borealis’i bir silaha, zaman yolculuğu yapabilen bir füzeye dönüştürdük ve yönünü Combine’ın komuta merkezine çevirdik.
 
Tam bu noktada, duyunca şaşırmayacağından adım gibi emin olduğum üzere o alaycı hilekârın, G-Man’in görünümde malum bir Şeytani Suret ortaya çıktı. İlk kez sadece bana değil, Alyx Vance’a da görünüyordu. Alyx gizemli devlet adamını çocukluğundan beri görmemişti ama onu hemen tanıdı. “Benimle gel, yapmamız gereken şeyler ve olmamız gereken yerler var,” dedi G-Man ve Alyx ona razı geldi. Mavi takım elbiseli, tuhaf adamı takip ederek Borealis’ten, bizim gerçekliğimizden ayrıldı. Benim içinse açık tutulan, elverişli bir kapı yoktu; sadece alaycı bir sırıtış ve bir yan bakış. Combine dünyasının ortasına doğru yol alan, silaha dönüştürülmüş bir gemide tek başıma kaldım. Muazzam bir ışık patlaması yaşandı. Işıl ışıl parlayan bir Dyson Küresi’nin kozmik görüntüsünü yakaladım göz ucuyla. Combine’ın engin gücünün büyüklüğünü, çabalarımızın beyhudeliğini kısa bir anlığına kavradım. Her şeyi görüyordum. Bilhassa da Borealis’in, en güçlü silahımızın onlara cızırdayan bir kibrit çöpünden daha fazla zarar vermeyeceğini… Benden geriye o kadarcık bir parça bile kalmayacaktı.
 
Tam o sırada, mutlaka senin de öngördüğün gibi, Vortigauntlar kendi kareli gerçeklik perdelerini ayırdılar, daha önce yaptıkları gibi bana uzandılar ve beni dışarı çıkarıp bir kenara çektiler. Havai fişek gösterisinin başladığını ucu ucuna görebildim.
 
Ve işte buradayız. Bu sahile dönüşümden bahsediyoruz. Bu toprakları tanımama rağmen oldukça dolambaçlı bir yol oldu ve arazinin ne kadar değiştiğini görmek beni şaşırttı. Aradan o kadar uzun bir zaman geçti ki kim olduğumu, en son konuştuğumda neden bahsettiğimi ya da başarmaya çalıştığımız şeyi hatırlayan çok az kişi kaldı geriye. Bu noktada, direniş benim bir katkım olmaksızın ya başarılı olacak ya da başarısız. Eski dostlarım susturuldu veya başarısız oldu. Artık araştırma ekibinin büyük bir kısmını tanımıyorum ama direniş ruhunun devam ettiğine inanıyorum. İzlenilmesi gereken yolu benden daha iyi bildiğinizi umuyorum ve bunu size bırakıyorum.
Benden bu konularla ilgili daha fazla mektup almayı beklemeyin; bu benim son episodum.
 
Sonsuz bir katiyetle dostun olan,

Dr. Gordon Freeman

Kaynaklar:

ValvesoftwareMarc LaidlawTwitterYoutubeTiger teamDonanım HaberTürkçe BilgiWikiwand

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

*

Spam Protection by WP-SpamFree Plugin